İnanılmaz Örümcek Adam


Öğlenin günışığı içeriye iyice sızmaya başladı. Yatağımdan kalktığım gibi perdeleri açtım, güneş, arsız misafir gibi odanın içinde yerini aldı. Banyoya gidip duşun altında kendime geldim. Üzerime tişört ve pantolon geçirdikten sonra kendimi dışarıda buldum. Durağa doğru yürüyorum ve kafamda bugünü nasıl geçirsem sorusu dalgalanıyor. Bakkal sahibi dükkanın önünde etrafı seyrediyor, kapıları devamlı açık olan konfeksiyon atölyeleri bugün kapalı ve sessizler. Arnavut kaldırımına benzetilen sokaklar yer yer koyu gri lekeler ile göz kırpan pasaklı çocuklara benzemekte. Az ilerde yaz sıcağında uzun kollu turuncu kıyafeti ile çöpçü, elinde süpürgesi, yol kenarlarındaki izmarit, paket kâğıtları, hediyesi olmayan dondurma çubuklarını vb. süpürmekte. Sokağın bitiminde, köşeden, otobüs durağı gözükmekte. Kimseler yok. Durağa kadar belli aralıklarla dizilmiş 2 bodur ağaç rüzgârdan hafif hafif sallanmakta. Adımlarımı hızlandırıyorum, yaklaşmakta olan otobüse doğru.

“İnanılmaz” kelimesi üzerinden gözlerimi alamıyorum. Beni çeken ne? Bu kelime mi yoksa çocukluk kahramanım olan “Örümcek Adam” mı? Sinema salonu AVM içerisinde; fakat benim AVM dediğime bakmayın, giriş katında10-15 çeşitli dükkânların olduğu, üst katlarında işyerlerin olduğu ve beni asıl ilgilendiren alt katındaki sinema salonları ile eski bir işhanı. Merdivenlerden alt kata doğru ilerliyorum. Duvarlarda film afişleri var. Vizyonda, gelecek, pek yakında… Afişlere baka baka ilerliyorum. Gişeyi görünce adımlarımı yavaşlatıyorum. Bilet gişeleri her zaman benim ilgimi çekmiştir, sadece sinema bilet gişeleri. Camekânın ardında muhakkak orta yaş üzerinde bir bayan her an seni tersleyecek bir pozisyonda sana bakmakta. Sen ise hemen biletini alıp oradan uzaklaşmak istersin. Elindeki kaşe ile trik, trik ve bileti bana uzatıyor.

Biletteki saate ve telefonumdaki saate bakıyorum. 15 dakika var. Salonu bulmak için salonların bulunduğu alt katlara iniyorum.  Evet, 4 numaralı salon. 2 kat daha aşağıdaymış. Tavanların yüksekliğinden midir, bilmem, kendini yerin 3 kat aşağısında olduğunu hissetmiyorsun; bir tek telefonun çekmez. Hayattan uzaklaştığını o zaman anlıyorsun; ama bu benim için sorun değil; çünkü buraya bu kopuşu yaşamak için gelmiştim. Yaklaşık 10 dakika daha var, içeriye girmeden büfede bir koltuğa kendimi bırakıyorum. Karşımda genç bir bayan, sanırım tek gelmiş,  kalktı ve ilerideki başka koltuğa oturdu. Koltuklar yeni tarz cafe’lerdekine benzemiyor. Bunlar deri ve oturduğun zaman seni yakalıyorlar. Denizde bulunur gibi ama deniz gibi içine gömülmeden sana rahatlık hissi veriyor. 5 dakika… Kalkıyorum…

Biletimi 4 numaralı salon girişinde beni karşılayan fenerciye veriyorum. Feneri ile bana oturacağım yeri gösteriyor ve gözlerimin içine bakıyor, belki de yüzüme. Cebimden çıkarttığım bozukluğu eline veriyorum, “Teşekkürler” diyerek arkamdan gelen baba ve çocuğun elindeki bileti alıyor. Baba olması gerektiğini düşündüğüm için “baba” dedim yoksa gelenleri nereden tanıyacağım ki. Koltuğumda yerimi aldığım zaman onlar da önümdeki koltuklara yerleştiler. Koltuklar küçük, biraz kilolu birileri geldiği zaman çok rahat edebileceklerini düşünmüyorum. Salon ise 100 kişiyi dolduracak büyüklükte. Çok fazla seyirci olmaması filmi rahat izleme imkânı verecek. Yanımda, aramızda 2 boş koltuk var, sevgili olduklarını düşündüğüm gençler var. Koltukların küçük olması onları pek rahatsız etmemişe benziyor. Ön sıralarda ve arka sıralarda birkaç aile dışında salon boş denilebilir. Ön sıralardan 2 çocuk ve bir ebeveyn yerlerini değiştiriyor.

Gong sesini duymadan perdeye reklamlar akmaya başladı ve ışıklar söndü. 1, 2 derken 5 farklı reklam izledim. Bir de gelecek filmin fragmanını izlettiler. Ve beklediğim an, film başlıyor; fakat o ne, filmin yüksek çözünürlüklü, daha basit ifade ile kaliteli olmasını beklerken solgun renklerin hâkim olduğu, ışığın yetersiz kaldığı sahnelerden ibaret. Daha iyi bir sinema salonuna gitmemekle yanlış yaptığımı anladım.

Film hızlı akmakta, aradaki bağlantıları sen dolduruyorsun. Peter’in dayak yediği sahne geldi. Anlam veremediğim kahramanlık yaptı ama bir kez, en azından bir kez olsun vurmaya çalışmaz mı? Yok, bizim ki bir sünepe gibi iki büklüm. Neyse ki kız arkadaşı gelip onu kurtaracakken Flash (dayak atan genç) ‘i alıp gider. Bir Amerikalı gibi yapacağım ve bu ayrıntılara fazla kafa yormayacağım. Kız arkadaşı Mary Jane değil de neden Gwen olduğunu anlamış değilim. Bence asıl “inanılmaz” sahne ve film ismini aldığı sahne, Peter’in babasının arkadaşını bulmak için gökdelen sahibi şirkete elini kolunu sallayarak rahat girebilmesidir ve devamı var, en gizli araştırma odalarına girerek kendisini ısıracak örümceği bulması.

Peter’da değişiklikler oluyor, o artık bir örümcek adam; fakat kendisi henüz bunun farkında değil. Gwen güzel ve Peter’la güzel bir ikili oluşturuyor ama amcası güçlü bir erkek tipi çizmez. Peter amcası ile kavga eder evden kaçar ve amcası ölür. Burası Örümcek Adam için dönüm noktası olduğu gibi filmin bize vermek istediği mesajı da içermektedir. Diğer “Örümcek Adam” filmlerinde bile bu mesaj farklı sahne biçimleriyle verilmiştir. Kendisine iyilikte bulunmayana, başı belaya girince Peter yardım elini uzatmaz ve malum son. O bela saçan kişi kaçmaya çalışırken Peter’ın amcası tarafından durdurulmaya çalışınca öldürülür. Peter sokak sokak dolaşarak amcasının katilini arar ve bu arada serserilik yapan, araba çalan, yankesici ve kızlara sarkıntılık boyutunu ileri götürenleri yakalayıp “adalet”e teslim eder. Dahası yok.

İntikamcı olarak polisler tarafından aranır. Polislerin neden “İntikamcı” dediğini bilemiyoruz; fakat biz seyirciler biliyoruz. Peter, akşam yemeğine Gwen’in aile yemeğine katılır. Gwen’in babası Polis şefidir. Yemek sırasında nedendir anlayamam söz “İntikamcı”ya gelir. Amerika, kahramanını nasıl bir çerçeveye koyacağını bilemez. Hukuk tanımaz birilerin polislerin yetersiz olduğunu gösterircesine sokaklarda adaleti sağlaması mı, yoksa adalet polislerin işi mi? sorusuna cevap arıyor.

Peter asosyal bir insan ama “Örümcek Adam” komik olduğu kadar sorumlulukların bilincindedir. Hayatı ti’ye alacak kadar güngörmüş ve hayatın zorluğunu bilecek kadar filozoftur.

Sinema perdesi aydınlanıyor ve ışıklar yanıyor. Ara verildi. Biraz nefes alabilmek için kendimi dışarı atıyorum. Deri koltuk üzerine kendimi çuval gibi bırakıyorum. Çocukların gürültüsünden sinemada kendimi pek yalnız hissetmedim. Gözlerle birlikte yüzlerin gülmesi benim çok hoşuma gitmiştir; fakat sinemada sessiz bir şekilde film izlemek daha önemli. Filme kendimi bırakmak, film kahramanı ile birlikte hareket etmek isterim. Büfe çok kalabalık değil, sanki film başlamadan önce bıraktığım kişiler aynı yerlerinde beni beklemekte. Karşı koltuktan ayrılıp diğer koltuğa giden kız aynı yerinde oturmuş telefonu ile oynamakta. Hemen ilerisinde bir çift fısır fısır konuşmaya devam etmekte. Üstten merdivenlerde hızlıca bir çocuk gelip yanı başımdan büfeye seğirtti. Popcorn alıp geldiği yerden geri gitti. Odalardan gelen film sesleri ile çocukların gülüşmeleri karışmakta.

Salonda yerimi alınca film kaldığı yerden tekrar başladı. Işıklar söndü ve Örümcek Adam dev ekranda yerini aldı. Filmde oyuncu olarak sadece Peter ve “Örümcek Adam” var. Diğer “Örümcek Adam” filmlerinden biraz farklı, ne birazı, aşırı şekilde farklı. Yapım ucuza gelsin diye mi, film tek oyuncu üzerinde dönüp duruyor. Kurtarma sahnesinde bile, tek bir çocuk kurtarılıyor. Duygunun dorukta olduğu bir sahne ve kurtarma sahnesinde sadece bir çocuk. Sormak lazım Manhattan köprüsünde arabaların denize düşmemesi için tek tek ağınla yakalıyorsun ve onlarca araba içerisinde sadece ve ilginç olanı (yoksa “inanılmaz” mı demeliydim?) şoförsüz araba içerisinde, tek bir çocuğu kurtarıyorsun. Şoförsüz arabaya takılmıyorum ama insaf be örümcek, diğer arabalarda hiç mi insan yok, matem ki insan yok ne diye kurtarıyorsun. Sigorta şirketleri ile bir anlaşman mı var, diye sormazlar mı sana?

Salondakiler gülmeye başlıyor, bir koro şeklinde değil. Alışmışız sitkomlardaki gülüşlerin aynı anda ve aynı tonda olmasına. İstemeden, arkamdaki iki seyirciye dönüp, kendilerini kaybetmelerini engelliyorum. Öndekilere müdahale edemedim. Bir süre sonra sahne değişti ve gülüşler de kayboldu.

Dışarıda hava çok sıcak, salondaki hava ise sıcak değil; fakat soğuk da değil. Salonun arka sıralarına oturmama rağmen perdenin yakın olduğunu fark ediyorum. Sinemanın akmadığı kenarlarda kalan beyaz kısımları takılıyorum. Perde beyaz değil, salonun karanlık ve kameradan yansıyan ışık beni yanıltmıyorsa, sarı renk ağırlıkta, kirli sarı. Yer yer ses yükselip azalıyor; fakat tamamen kesilmiyor. Arada, seyircilerin sesleri de eşlik ediyor, fazla değil.

Mutlu son, ışıklar yanıyor. Herkes aynı anda ayağa kalkıyor. Yüzlere bakıyorum, hepsinde tebessüm, yanımdaki sevgililere bakamıyorum. Hızlıca salonun kapısından çıkıyorum. Merdivenleri birer birer çıkıyorum. Bilet gişesinin yanından geçiyorum. İşhanın girişine varıyorum. Hava serin ama güneş hâlâ sıcaklığını hissettirmekte. Arabaların arasından geçerek karşı kaldırıma varıyorum. Kalabalık, kaldırımların büyük bir kısmı cafelerin işgali altında, bize ayrılan bölümde yürümeye çalışıyoruz. Sağ tarafa saparak kendimi kalabalıktan çıkartıyorum. Uzun, yüksek duvarı takip ediyorum. Duvarın arkasında kilise ve gayrimüslim mezarlığı var. Ağaçlar da var. Duvarın bu tarafında hiç ağaç var. Durağa varıyorum.

Evin olduğu sokağa geliyorum. Çöpçü yok, bakkal bıraktığım yerde duruyor. Sokaklar temizlendi mi, anlayamadım. Az ilerde kaldırıma kilim serip oturan kadınlar konuşmaktalar, beni görünce konuşmalarına ara vermiyorlar. Birkaç kız çocuğu ip atlamakta. Yanımdan bisikleti ile hızlıca geçen bir erkek çocuğu arkamda kayboluyor. Apartmanın önüne ulaşıyorum. Anahtarı çıkartıp mavi renkli demirli kapıyı açıyorum. İçeri süzülüyorum, kapı kendiliğinden kapanıyor. Tak diye çıkarttığı ses apartman içinde yankılanıyor. Sessiz ve benle ses bulan eve tahta kapısından içeri giriyorum. Elimi yıkamadan kendimi kanepe üzerinde bırakıyorum. Saate bakıyorum, altı.

BİTTİ

Reklamlar

İnanılmaz Örümcek Adam” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s